Spor yazarlarının Manchester City - Galatasaray maçına dair yorumlarını sizler için derledik...
Galatasaray, Şampiyonlar Ligi lig aşamasının son haftasında Manchester City'ye konuk oldu.
Sarı-kırmızılıların 2-0 mağlup olduğu mücadeleye dair spor yazarlarının yorumlarını sizler için derledik.
Uğur Meleke - Hürriyet
15 yaş-60 IQ ortalamalı gürültücü bir grubun sosyal medyada yarattığı kakofoninin kamu görüşü zannedildiği tuhaf bir çağda yaşıyoruz. Bu güruhun ortak noktalarından biri matematik sevmemeleri. Matematik seveni de sevmemeleri. Bunların içinde lise matematik dersinde "bu bilgiler gerçek hayatta ne işimize yarayacak" diyerek öğrenmeyi reddedenlerin sayısı da yüksek. Bu matematik sevmezlerin bir kısmı maalesef kritik yönetici pozisyonlarına da geldiler, Dünya Kupası'nı "üçer takımlı 16 grup" formatına çevirmeye kalktılar mesela! Neyse ki matematik bilenler bu saçma formata tepki gösterince değiştirmek zorunda kaldılar. Yani üçlü gruplar, üçer müsabaka, neredeyse tüm neticelerin averajla belirleneceği, son maçların olağanüstü spekülatif olacağı bir Dünya Kupası yapacaktı neredeyse bu matematik düşmanları! Şampiyonlar Ligi'nin yeni formatına da neredeyse bu kadar negatif bakıyorum ben. 36'lı bir lig... Sekizer maç yapılıyor, zaten âdil olma şansı yok böyle bir formatın. Son haftaya tam 8 takım 13 puanla geldi, dördünün daha 13 olma ihtimali vardı! Her şeyin 1 averaja-1 gole kaldığı, elbette heyecanın arttığı ama adalet duygusunun yara aldığı bir tuhaf format yarattılar. Bence Galatasaray'ın bu seneki kadro kalitesi ve fikstürüyle ilk sekize girmesi zaten gerçekçi bir hedef sayılmazdı. İlk 24'e kalması doğal bir sonuç.
Cem Dizdar - Fanatik
Başlangıç 11'inde Lucas Torreira'yı görmeyince işlerin zor olacağını tahmin etmem zor olmadı. Vardır elbette bir teknik gerekçesi... Ancak İlkay Gündoğan, Mario Lemina, Gabriel Sara üçlüsü belki hem öne oyunu hem de topu ayakta tutarak savunmayı vaat ediyorsa da bunun için topun Galatasaray'a geçmesi gerekiyordu. Gördük ki, ilk devrenin büyük bölümünde topun peşinde koşup durmak zorunda kaldılar. Yedilen iki golde de ''o bölgelerin bekçisi'' Torreira'nın yokluğu net biçimde hissedildi. İlk golde Doku'nun pas noktasında ikinci golde Cherki'nin gole geldiği yerde genellikle ona rastlardık Galatasaray'da. Elbette tek oyuncunun yokluğuyla açıklanamaz durum ama bu da ihmal edilemez bir veriydi.
Diğer yandan rakip ceza sahası önüne kadar baskıya gitmenin iyi bir fikir olmadığı da görüldü. Rahatça çıktı City oradan, üstelik oyunu da kurarak! En doğru ve en ciddi Galatasaray uygulaması tüm takım savunmadayken 39. dakikada kendi sahalarından Sane ve Osimhen ile kalkıştıkları, tamamlanamayan hücum girişimiydi. İkinci devre skorun da etkisiyle öne çıkma niyetini 50'ler doğru iyice belli ettilerse de göstermelik kalmaktan öteye geçemeyen ''önde baskı'' tutkusunun başlarına iş açması işten değildi. O sırada iyiden iyiye savunmaya yerleşen City, sanki deplasmandaymış gibi yüksünmeden bildiğimiz kontratak oyununa döndü! Gol atamadılarsa da ilk 8'e girerken Galatasaray da yola devam etti. Öte yandan koca stadyumda, üstelik deplasmanda tribün hakimiyeti baştan sona Galatasaray'daydı adeta. Gelin görün ki, bizdeki ''tribün büyük güçtür'' propagandasının aksine, bu durum ne oyuna ne sonuca etki edebildi.
Ömer Üründül - Sabah
Galatasaray'ın karşısında zor bir rakip vardı. Manchester City'nin belki direkt oynayan çok önemli 4 oyuncusu eksikti ama şiddetle 3 puana ihtiyaçları vardı. Bu tip maçlarda kolay gol yemeyeceksin, oyunu tutacaksın. Önce Haaland'a çok net bir pozisyon verildi, o değerlendiremedi. Sonra ise defans bloğu çizgi halinde önde yakalandı. Rakibin hem ilerde sprinter oyuncuları var hem da araya top atacak usta ayakları. Abdülkerim dönüp hareketlenene kadar Haaland üç metre fark atarak golü yaptı. Sonra ikinci gol de geldi. Galatasaray için artık işin daha zor olacağı görünüyordu. Neyse ki Doku sakatlanıp çıktı. İkinci yarı Galatasaray daha fazla rakip alanda gözüktü. Etkili atak girişimleri de oldu. Ancak sadece bir pozisyon bulabildiler. Buna karşılık Manchester'ın ani ataklarında dört ciddi tehlike yaşandı. Uğurcan kalesinde çok başarılıydı. Sonuçta Galatasaray sahadan yenilgiyle ayrıldı. Nasıl oynadılar dersek, kesinlikle ezilmediler. Ama şöyle bir gerçek var; yenilen iki gol dışında kalede yaşanan beş gol pozisyonu var. Bu tablo günümüzde kabul görmüyor. Bu maç bize gösterdi ki böyle güçlü sahneleri Türkiye ligiyle mukayese etmemek lazım. Ligimizin lokomotifi Barış, çıkana kadar kıpırdayacak fırsat dahi bulamadı. Yine en çok kafama takılan bir konu var. Takımın vazgeçilmez dinamosu Torreira bir problemi olduğu için ilk 11'de yok. Peki neden riske edilip iki farklı skor dezavanajı varken son 20 dakika oyuna giriyor? Mantıkla kesinlikle bağdaşmıyor. Galatasaray hedefi artık play-off'tan çıkabilmek.